YarimSohbet

YarimSohbet

httpRadyo.YarimSohbet.Com5454listen.pls

httpradyoyarimsohbetcom5454listenpls httpRadyo.YarimSohbet.Com5454listen.pls

Karda kışta cilt bakımı

09 Şubat 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

Cildinizi korumak için uygulamanız gereken 17 madde

Kar ülkemizin hemen hemen yer yerinde etkisini göstermiş durumda. Değişen hava koşulları, sert ve rüzgarlı havalar, klima ve kaloriferlerin etkisi, bilgisayar başında geçirilen uzun zamanlar cildimizi oldukça zorluyor. Estetik Uzmanı Dr. Nihat Dik zorlu hava koşullarında cildimize neler olduğunu, onu korumak için neler yapıp, neler yapmamız gerektiğini, hangi bakımların aslında kışın yapılması gerektiğini anlattı;

Kış aylarında soğuyan havaya karşın, deri, vücut ısısının kaybolmaması, azalmaması için kan dolaşımını azaltır, ter ve yağ bezlerimiz daha yavaş çalışır. Kan dolaşımı yavaşladığında, cildin gereksinim duyduğu antioksidanları ve besleyici maddeleri alması zorlaşır. Bu da yetmez, cilt kuruluğu başlar. O da yetmez, cilt yağ kaybetmeye başlar. Tüm bunların birleşimi ise, cildin hassaslaşmasına, dış etkilere karşı kendisini koruyamamasına yol açar ve kaşınmaya, kızarmaya, renk değiştirmeye başlar. Lipid bariyeri dediğimiz koruyucu tabaka incelir. Cildin esnekliği azalır. Çatlamalar, pullanmalar görülür Belirtilen etkileri gösteren cildin erken yaşlanmaması için hiç bir sebep kalmamıştır. Cildin lipid tabakasının desteklenmesi gerekir. Cilt tipimizde değişikliğe uğradığından (örneğin yağlı ciltler soğukta daha az yağlanır, normal ciltler kurur, kuru ciltler ağrılı olacak kadar hassaslaşır) kışın cilt bakımı yaparken kullanılan cilt bakım ürünleri, yazın kullanılan cilt bakım ürünlerinden farklı olmalıdır. Kışın cilt bakımında kullanılan cilt bakım ürünlerinin besleyici değerleri daha yüksek olmalıdır

Eğer kışın cilt bakımına dikkat edilmez ise kırışıklık, çatlama, sarkma, leke gibi problemlerin yanı sıra cilt üzerinin giysiler, ter ve yağ salgısı ile sürekli örtülü olması yağ bezi hastalıklarının (akne, sebore, milium kistler) artmasına neden olabillir. Ayrıca lipofilik mantar hastalıkları pitriasis versikolor (samyeli hastalığı) ve nem artışına bağlı intertriginöz (vücuttaki kıvrım yerleri) bölge enfeksiyonları daha sık oluşabilir.

 İŞTE TÜM BUNLARDAN KORUNMAK İÇİN YAPMANIZ GEREKENLER…

Kanser neden en çok şekeri sever?

03 Şubat 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

İşte 4 Şubat Dünya Kanserle Mücadele Günü için hazırladığımız A’Dan Z’ye kanser dosyası…

Kanser nedir, nasıl oluşur, çevresel mi kalıtsal faktörler mi tetikleyicidir, günlük yaşamdaki hangi yanlışlar kansere ortam hazırlar, neden öldürücüdür,kemoterapi-radyoterapi iyileştirir mi, kanserde erken teşhis olur mu, mamografi ne zaman çektirmek gerek, prostat kanserini gösteren test var mı,kanserden korunmak mümkün mü, neden artıyor veşekeri sever mi? Tüm bu soruları yaptığı açıklamalarla tabuları yıkan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın’a sorduk ve sizler için A’dan Z’ye Kanser Dosyası’nı hazırladık…

Her geçen gün artan kanser tür ve vakaları, yaş sınırının gittikçe gençleşmesi bu hastalığı hepimiz için korkulu bir rüya haline getirdi. Peki nedir bu illet, bu illetten kurtulmak, korunmak mümkün mü, çaresi var mı? Tüm bu soruları İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın’a sorduk… Ve Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın açıklamalarıyla sizler için A’dan Z’ye bir kanser dosyası hazırladık…
Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi yani bölünüp çoğalması gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılır, yenileri oluşur. Bu denge genlerimizin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken bazıları da aşırı hücre üremesini dizginler. 

Kanser nedir, nasıl oluşur, çevresel mi kalıtsal faktörler mi tetikleyicidir, günlük yaşamdaki hangi yanlışlar kansere ortam hazırlar, neden öldürücüdür,kemoterapi-radyoterapi iyileştirir mi, kanserde erken teşhis olur mu, mamografi ne zaman çektirmek gerek, prostat kanserini gösteren test var mı,kanserden korunmak mümkün mü, neden artıyor veşekeri sever mi? Tüm bu soruları yaptığı açıklamalarla tabuları yıkan İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın’a sorduk ve sizler için A’dan Z’ye Kanser Dosyası’nı hazırladık…

Her geçen gün artan kanser tür ve vakaları, yaş sınırının gittikçe gençleşmesi bu hastalığı hepimiz için korkulu bir rüya haline getirdi. Peki nedir bu illet, bu illetten kurtulmak, korunmak mümkün mü, çaresi var mı? Tüm bu soruları İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Aydın’a sorduk… Ve Prof. Dr. Ahmet Aydın’ın açıklamalarıyla sizler için A’dan Z’ye bir kanser dosyası hazırladık…
Hayatımızı sürdürebilmemiz için hücrelerimizin sürekli yenilenmesi yani bölünüp çoğalması gerekir. Yaşam süresini dolduran hücreler vücuttan atılır, yenileri oluşur. Bu denge genlerimizin kontrolü altındadır. Bazı genler hücrelerin bölünüp çoğalmasını sağlarken bazıları da aşırı hücre üremesini dizginler. 

evliliklerinde aşırı bir artış olmadıkça genetik hastalıkların artması da mümkün değil.

KANSER NEDEN ÖLDÜRÜCÜ?
Kanserlerin yaklaşık yüzde 80’inde neden bellidir. Vakaların yarısından fazlasını akciğer, kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri oluşturuyor. Akciğer kanseri beslenmeyle de ilgisi olmasına rağmen daha çok sigara tüketimi ile ilişkilidir. Kalın bağırsak, meme ve prostat kanserleri ise daha çok beslenmeye bağlıdır. AIDS, Ebstein-Barr virüsü (öpücük hastalığı) ve B hepatiti virüsü gibi enfeksiyonlar da başlıca kanser nedenleri arasında yer alır. Bu hastalıklar da sağlıklı beslenen insanlarda nadiren görülür. Bu arada önemli nedenler arasında radyasyon, elektromanyetik dalgalar, tarım ilaçları, gıda katkı maddeleri, GDO’lu yiyecekler, ağır metaller ve diğer kimyasal toksinler fiziksel ve kimyasal zararlılar başı çekmektedir. 

KEMOTERAPİ VE RADYOTERAPİ TÜMÖRÜN BÜYÜMESİNİ ENGELLEYEBİLİR Mİ?
Kemoterapi ve radyoterapi tümörün büyümesini azaltabilir ama her zaman tümörü yok edemez. Yok etse bile tümörün tekrarlama olasılığı vardır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahiden oluşan klasik kanser tedavisinin etkinliği birçok organ tümöründe artık plato çizmeye başladı. Artık tedavi başarısında hissedilir bir artış olmuyor. Ayrıca standart tedavi sırasında akut bir toksisite oluşması da önemli bir risktir. Bu nedenle klasik tedavinin toksisitesini azaltacak ve tümör eritici etkisini artıracak araçlar kanser tedavisinin başarısını artırabilecektir. İşte makro besinler, vitaminler, mineraller ve flavonoidler bu araçların başında gelmektedir.

ERKEN TEŞHİR TEDBİRLERİ NELERDİR?
Her kanser için söz konusu olmasa da bazı kanserlerde erken teşhis için bazı tedbirlere başvuruluyor. 40 yaşına gelmiş bir kadının her yıl mamografi yaptırması önerilir. Ama bu kadar sık alınan radyasyonun da kansere davetiye çıkarttığını unutmamak lazım. En iyisi kadınların ayda en az bir kere kendi memelerini elle yoklamalarıdır. Tabii ki bir kitle ele geliyorsa o zaman mamografimutlaka yapılmalıdır. Kalın bağırsak kanserleri için dışkılamadaki değişiklikler önemli. İshal, kabızlık, dışkıda kan görülürse kolonoskopi yapmak şarttır.  Kolonoskopinin bir zararı da yoktur. PROSTAT KANSERİNİ GÖSTEREN BİR TEST VAR MI?
Prostat kanserlerinin çok büyük bir bölümü (%99) ölüme yol açmıyor, hastayla beraber mezara kadar sesi sedası çıkmıyor. Buna gizli prostat kanseri denir. Hatta bunların çoğunda parmakla yapılan muayenede de bir kitle ele gelmez. Başka nedenlerle ölmüş erkeklerin otopsilerinde Prostat Spesifik Antijen (PSA) testi bu gizli kanseri gösterebilir. Fakat bu testi yaptırmanın handikapı da vardır. Yüzde 99 oranla size hiçbir zararı olmayacak bir hastalığı tespiti, sizi ve hekiminizi lüzumsuz yere telaşa sevk edebilir. Gereksiz ve hayatınızı tehlikeye atabilecek tedavilerin yapılmasına yol açabilir. 
Aslında erken teşhis için harcadığımız emeğin yarısını erken korunmaya harcasak, kanseri azaltabiliriz.

KANSERDE NEDEN ARTIŞ VAR?
Bence iki temel neden var; 1. Beslenmede yapılan hatalar, 2. Toksinler. Son yarım yüzyılda piyasaya 80.000 kimyasal maddenin girdiğini düşünürseniz sorunun büyüklüğünü anlayabilirsiniz.

KANSER NEDEN EN ÇOK ŞEKERİ SEVER?
Son yıllarda beslenme düzenimizdeki en olumsuz değişim rafine şeker ve unlu gıdaların aşırı bir şekilde tüketilmesidir. Örneğin İngiltere’de 1815’te 5 kg civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi 1970’te 50kg’ın üzerine çıkmış. Daha sonraki yıllarda un ve şeker tüketimi çılgınca artmaya devam etmiş. Örneğin 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşlar önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişler. Unlu, şekerli gıdaları aşırı tüketmek birçok hastalığın temel nedenidir. Kanser de bunların başında geliyor! 
Aşırı şeker tüketimi ile kanser arasındaki ilişki iki kez Nobel Tıp Ödülü alan (1931 ve 1944) Alman Otto Warburg  tarafından ortaya koyuldu. Warburg kanser hücrelerinin sağlıklı hücrelerden farklı bir metabolizması olduğunu göstermiştir. Vücudun normal hücreleri, enerjileri için hem oksijenli (aerobik), hem de oksijensiz (anaerobik) metabolizma yollarını kullanırlarken kanser hücreleri sadece oksijensiz (anaerobik) metabolizma yolunu kullanabilir.  
Vücut, kanseri beslemeye çalışırken sürekli kapasitesinin üstünde çalışır. Eğer sevdiği besini (yanişekeri) vermezseniz kanser açlıktan ölmeye başlar. Bu nedenle kanser hücreleri şekeri kuru bir süngerin suyu emmesi gibi emer. Kanser hücreleri sağlıklı hücrelere göre 3-5 kat daha fazla şekerkullanır.

Bildiğimiz gibi onkologlar bazı kanser metastazlarını (sıçrama) saptamak için PET taramaları yapar. Bunun için hastaya damardan radyoaktif bir madde ile işaretlenmiş glükoz verilir! Çünkü işaretlenmiş glükoz molekülünün öncelikle gideceği yer kanser dokusudur. Fakat onkologların çoğu nedense bu bilgiyi hastalarından gizler! Şeker kanser yapar’ diyen hekimlere de şarlatan gözü ile bakılır. 
Şekerin tek zararı kanser dokusunu beslemesi değil. Aşırı un ve şeker tüketimi insülin direncine (metabolik sendrom) yani hiperinsülinizme yol açar. Hiperinsülinizm, insüline benzer büyüme faktörü (IGF-1) düzeyini artırır. Serbest IGF-1 hemen hemen bütün dokularda hücre üremesini kontrolsüz bir şekilde artırarak kansere neden olur. Normal tartılılarla kıyaslandığında vücut kitle endeksi 40’ın üzerinde olanlarda, yüzde 50-60 oranında daha fazla kanser görülmektedir. Sadece son 10 yılda Türkiye’deki şişmanlık iki kat arttı. Kanserdeki artıştan sorumlu olan faktörlerin başında da şişmanlık gelir. 

TEDAVİDE C VİTAMİNİNİN YARARI VAR MIDIR?
Bilindiği gibi her kronik hastada C vitamini düzeyleri düşüktür. Fakat kanserli hastalarda bu oran çok daha düşüktür. Çünkü kanser hücreleri C vitaminini tıpkı bir vantuz gibi içlerine çeker ve vücudun zaten az olan C vitamini depolarını iyice tüketir. Peki kanser hücreleri C vitaminini severler mi? Aslında hayır. Ama onu glükoz zannederler. Çünkü C vitamininin molekül yapısı glükoza çok benzer. Bu nedenle kanser hücreleri C vitaminini glükoz zannederek içlerine çeker. Yani eğer kanda çok yüksek miktarda askorbik asit varsa kanserli dokuya geçen C vitamini miktarı da artar.  

NELERE DİKKAT EDİLMELİ?
Günlük hayatımızda bazı tedbirler alırsak kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir:

*Un ve şekerden kaçınarak insülin direncini yenin. 
*Hiçbir şekilde tatlandırıcı ve tatlandırıcı içeren ‘light’ hafif yiyecek ve içecek tüketmeyin.
*Katkı maddesi ilave edilmiş, paketlenmiş gıdaları yemeyin. 
*Bol taze sebze ve meyve yiyin 
*Yeterli omega-3 alın. Ayçiçeği, mısır, kanola, soya, pamuk ve margarin gibi yağları diyetinizden çıkartın. Bunların yerine zeytinyağı ve doğal hayvani yağları (tereyağı, kaymak, iç yağı ve kuyruk yağı) yiyin. 
*Kefir, ekşiyebilen yoğurt, turşu, sirke, nar ekşisi ve boza gibi probiyotiklerden zengin gıdalarla beslenin. Bu gıdaların fabrikasyon değil, doğal yöntemlerle üretilmiş olmasına özen gösterin. 
*Özgür dolaşan hayvanların etini ve yumurtasını yiyin.
*Pastörize sütlerden mümkün olduğunca kaçının. Kutu sütü tüketmeyin. Mümkünse mandıra sütü kullanın. Süt yerine süt ürünlerini (yoğurt, peynir) tercih edin.
*Günde iki diş sarımsak ve/veya 1 baş kuru soğan tüketin.
*Günde 1-2 tatlı kaşığı zerdeçal tozu tüketin.
*Yeşil ve siyah çay tüketin (şekersiz).
*Stresten uzak durun.
*İyi uyuyun.
*Çevresel toksin ve sigaradan uzak durun.
*D vitamini düzeylerinizi yükseltmek için dengeli bir şekilde güneşlenin ya da D vitamini takviyesi alın.
*Yeteri derecede egzersiz yapın.
*Aşırı alkol kullanmayın.
*İşlenmiş soya ürünü yemeyin.
*Yemekleri geleneksel yöntemler (buğulama, buharda pişirme) ile pişirin. Turbo fırınlar da kullanılabilir. 
*Hızlı pişirme yöntemleri (mikrodalga gibi) besin kayıplarına yol açar; ayrıca kanserojen olabilirler. 
*Daha çok toprak (güveç), cam ya da kalaylı bakır kapları tercih edin. Emaye ve çelik tencere daha sonraki tercihlerdir. Teflon ve alüminyumu ise kesinlikle kullanmayın. Yemeklerinizi ve içeceklerinizi plastik kaplarda muhafaza etmeyin.

 

O doktora Çankaya’dan mektup var!

26 Ocak 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

Gül, Prof. Dr. Ömer Özkan’a tebrik mektubu gönderdi

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe ve Türkiye’nin ilk yüz nakli ameliyatını gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan‘a tebrik mektubu gönderdi.

Cumhurbaşkanı Gül, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan‘a gönderdiği mektupta, dünya tıp tarihine geçen operasyonun kendisini gururlandırdığını belirtti.

Gül, mektupta, ”Yurt içi ve yurt dışında büyük takdir toplayan başarılı çalışmalarınızın devamını diler, başta eşiniz ve Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Özlenen Özkan olmak üzere tüm ekip arkadaşlarınızı tebrik ederim” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe’ye gönderdiği mektupta ise operasyonların uluslararası tıp çevrelerinde geniş yankı uyandırdığına dikkati çekti.

Gül, mektubunda, ”Şüphesiz bu önemli başarıda üniversite rektörlüğü olarak tıp fakültesine verdiğiniz desteğin payı büyüktür. Bu itibarla sizi ve tıp fakültesi ile tüm Akdeniz Üniversitesi çalışanlarını tebrik eder, başarılarınızın devamını dilerim” ifadesini kullandı.

Sigara içmeyenlere iyi haber

23 Ocak 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

Sigara yasağına ilişkin denetimler artıyor, cezalar çoğalıyor

Sigara içmeyenlere iyi haberİstanbul‘da son 3 yılda 352 bin 478 iş yerinde tütün kullanımına ilişkin denetim yapan ekipler, geçen yıl 5 milyon 360 bin 782 liralık ceza uyguladı.

AA muhabirinin derlediği bilgiye göre, 4207 sayılı ”Tütün Ürünlerinin Zararlarını Önlenmesi ve Kontrolü Hakkındaki Kanun’unun 19 Temmuz 2009 tarihinde uygulanmaya başlanmasından bu yana geçen sürede İstanbul‘da 352 bin 478 iş yeri denetlendi.

Bu denetimleri gerçekleştiren 90 ekip, 13 bin 860 iş yerinin uygun olmadığını tespit etti. Bunlardan 7 bin 679′una kaymakamlıklarca ceza uygulanarak, 6 bin 181 işletmeye uyarı cezası verildi. Bu kapsamda, 9 bin 139 kişiye de ceza uygulandı.

Geçen yıl denetlenen 214 bin 767 iş yerinden 8 bin 659′u uygun bulunmayıp, kaymakamlıklarca toplam 5 milyon 360 bin 782 liralık ceza uygulanırken, 5 bin 202 kişiye 358 bin 182 liralık ceza verildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerince geçen yıl 666 kişiye 17 bin 982 liralık yere sigara izmariti atma cezası kesildi.

Kanuna uygun olmayan yerlerde tütün kullananlara ilişkin e-mail ile 388, telefonla 1131, Sağlık Bakanlığı İletişim Merkezine (SABİM) 5 bin 133, dilekçeyle 264 şikayetin ulaştı ve şikayetlerin tamamı değerlendirildi.
KAPALI ALANDA SİGARA İÇMENİN CEZASI 83 LİRA
Öte yandan cezalar, kapalı alanda sigara içen kişilere 83, yere izmarit atan kişilere 30, ihlal tespit edilen işletmelere 1103 ile 5 bin 513 lira arasında, uyarı levhası bulundurmayan veya uygun şekilde asmayan işletmelere 1358 lira olarak bu yıl için yeniden düzenlendi.

‘İki canlısın çok ye’ deseler de yemeyin

23 Ocak 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

Kadın Hastalıkları Uzmanı Prof. Faruk Buyru, kadının gebe kalabilmesi için belirli oranda yağ dokusuna sahip olması gerektiğini belirtti, ”Kilo problemi olanlarda gebelik ve adet döngüsü ile ilgili sorun yaşanabiliyor” dedi.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, hamileliğin bir kadının hayatındaki en özel anlardan biri olduğunu belirterek, bu süreçte anne adayının beslenmesine dikkat etmesi gerektiğini kaydetti.

Hamile kalmaya niyetlenen bir kişinin ideal kilosunda olmasının çok önemli olduğunu ifade eden Buyru, ”Bir kadının gebe kalabilmesi için belirli oranda yağ dokusuna sahip olması gerekir. Fazla kilo problemi olan kadınlarda gebelik ve adet döngüsü ile ilgili sıkıntılar yaşanabiliyor. Polikistik over hastalığı olan kadınların yüzde 50’sinin aşırı kilo problemi var. Sadece kilo vermeyle yüzde 10′luk bir kilo kaybı ile kadınların hiçbir ilaca gereksinim duymadan rahat gebe kalabildiğini biliyoruz” dedi.

”Zayıflık da şişmanlık da hamile kalmayı zorlaştırıyor” diyen Buyru, ”İki canlısın çok ye algısı, hem bebeğin, hem annenin sağlığını tehdit ediyor. Gebelikte fazla kilo alınması sezaryen oranını da artırıyor” diye konuştu.

Prof. Dr. Buyru, yoğun egzersiz yapan sporcularda adet düzensizliklerinin bulunduğunu ve yumurtlama olmadığını anlatarak, bunun yoğun egzersizin hormonları değiştirmesi ve vücutta yeterli yağ dokusu olmamasından kaynaklandığını söyledi.

TUZ VE KARBONHİDRATTAN UZAK DURULMALI

Faruk Buyru, tuzlu ve karbonhidratlı besinlerden uzak durulmasında fayda olduğunu belirterek, hem kilo alınmaması, hem de tansiyona dikkat edilmesinin bebeğin ve annenin sağlığı açısından önemli olduğunu kaydetti.

Gebelikte kilo alımı konusunda yanlış bir algının varlığına işaret eden Buyru, ”Kadın, yaklaşık 13 kilo aldığında bu ideal kabul edilebilir ama ne yazık ki gebelik sırasında az kilo değil, çok kilo almaya eğilim var. Doğacak bebek daha sağlıklı olacak, daha akıllı olacakmış gibi anne adayları gereksiz birtakım beslenmelerle karşı karşıya kalabiliyor. Bazı gıdalara karşı istek artıyor ama o isteği abartmamak gerekiyor” dedi.

Buyru, gebelikte vitamin kullanımına da dikkat etmek gerektiğini belirterek, ”Anne adayının, bir sürü yeme isteği uyandıran vitaminler kullanıp 20′den fazla kilo alması, gebeliğe bağlı şeker hastalığı, tansiyon yüksekliği, zor doğum ve bebeğin sezaryenle alınması gibi sorunları beraberinde getiriyor. Acıkmadan yiyip, doymadan sofradan kalkmak gerekiyor. Kalsiyum alımına dikkat etmek gerekir. Hem bebeğin, hem annenin kalsiyuma ihtiyacı fazla. Günde yarım litre süt içmek gerekiyor. Demir gereksinimi ortaya çıkıyor. Burada dikkat edilmesi gereken multi vitamin almaktır” diye konuştu.

Rahim nakli ‘fantastik’ yüz nakli ‘prestij’

23 Ocak 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Gündem, Sağlık

Türkiye’nin ilk iki kol nakli ve dünyanın ilk rahim naklinin ardından dünyadaki prestij ameliyat olarak adlandırılan tam yüz nakline de imza atan Prof. Dr. Ömer Özkan, bir ayda 5 kez yüz nakline teşebbüs ettiklerini, altıncısında başarıya ulaştıklarını söyledi25 Eylül 2010′da 23 yaşında hayata veda eden Fatih Demirel’den alınan iki kolu, iş kazası sonucu iki kolu dirsekten kopan Cihan Topal’a naklederek dünyada büyük yankı uyandıran, 8 Ağustos 2011′de ise kadavradan alınan rahimi 21 yaşındaki Derya Sert’e naklederek dünyanın ilk rahim nakline imza atanProf. Dr. Ömer Özkan, gerçekleştirdiği yüz nakli ile Türkiye’ye sağlık alanında büyük prestij sağladı.

Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, aynı anabilim dalının başkan yardımcılığını yapan eşi Yrd. Doç. Dr. Özlenen Özkan ve AÜ Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe ile birlikte AA’nın sorularını yanıtladı.

Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe, Özkan’ın başarılarının üniversitenin ve Türkiye’nin prestijini arttırdığını vurgularken, özellikle rahim naklinde beklenen bebeğin doğması durumunda Türkiye’nin sağlık alanında ilk Nobel ödülüne kavuşabileceğini söyledi.

Dünyada ve Türkiye’de gerçekleştirdiği ilklerle gündeme oturan ancak mütevaziliği ile dikkati çeken Prof. Dr. Özkan ise ”Eğer rahim naklinde başarıya ulaşırsa bizim Nobel’imiz o çocuk olacak” dedi.

RAHİM NAKLİ ‘FANTASTİK’, YÜZ NAKLİ ‘PRESTİJ’
Prof. Dr. Ömer Özkan, Akdeniz Üniversitesi’nde iki kol, yüz ve rahim nakli hedefiyle yola çıktılarını söyledi. İki kol naklinde başarıya ulaştıklarını, rahim naklinde şu ana kadar işlerin yolunda gittiğini ve yaz aylarında nakil yapılan Derya Sert’in rahmine embriyonun yerleştirileceğini belirten Özkan, yüz naklindeki başarı için ise bir süre beklenmesi gerektiğini bildirdi.Rahim naklinin dünyada bir ilk olması nedeniyle büyük önem taşıdığını, yüz naklinin ise sağlıkta bir ülke için prestij olduğunu vurgulayan Özkan, şunları kaydetti:

”Bunların içinde en önemli, en fantastik olanı rahim nakli. Çünkü bunun bir süreci var, çocuğun ele alınması var. O sonuçlandığında çok fantastik olacak. Ama yüz naklinin Türkiye’de yapılması gerekiyordu. Çünkü yüz nakli dünyada prestij ameliyat. Bunu yapan 4 ya da 5 ülke var. Yurt dışında ‘Türkiye’de yüz nakli de yapılıyor, başka neler yapılmaz ki’ duygusunu yaratacak.”

BİR AYDA 5 KEZ NİYETLENDİLER
Yüz nakline çok iyi hazırlandıklarını belirten Prof. Dr. Özkan, ”Bir yıldır sürekli yüz naklini konuşuyoruz.Yüz naklini 31 Aralık’a kadar yapacağız diyordum. Bizim yoğun bakımdaki arkadaşlarımıza, ‘yapamadık’ diye ağlayıp duruyordum. Biz hazırlıklıyız ve kesin olan birşey vardı ki Türkiye’de yüz naklini biz yapacaktık. Tüm ekip hazırdı” dedi.

Bunu boş bir iddia olarak söylemediğini ve son 6 aydır her ay, son bir aydır ise her hafta organ nakli koordinatörlerini bilgilendirmek için değişik kentlere gittiğini anlatan Prof. Dr. Özkan, buna önce organ nakli koordinatörlerinin inanması gerektiğini vurguladı.

Koordinatörlerle ve Sağlık Bakanlığıyla temasların çok önemli olduğunu ve öncelikle onları ikna etmek gerektiğine işaret eden Özkan, bakanlığın tüm bu süreçte büyük desteğini gördüklerini söyledi.

Özkan, ”Tüm bu çabaların sonucu son bir ay içinde 5 kere atağımız oldu. 5 kere yüz nakli yapma teşebbüsümüz oldu. Her defasında değişik nedenlerle olamadı. Ama çok şükür ki altıncısında oldu” diye konuştu.

ZAMANA KARŞI YARIŞ
Ahmet Kaya’nın organlarını almak için Sağlık Bakanlığı’nın uçağıyla Uşak’a gidildiğini, 4 arkadaşlarının yüz protezi için kendilerinden önce yola çıkarak donöre ulaştıklarını ifade eden Özkan, ”İyi ki öyle olmuş çünkü maalesef biz gittiğimizde hasta vefat etmişti. O büyük riskti. Zamana karşı yarışıyorsunuz” dedi.

Daha önce bir ay içinde 5 kez aynı heyecanı yaşadıkları için biraz endişelendiklerini bildiren Özkan, ”Daha önce 5 teşebbüsümüz olduğu için acaba olmayacak mı diye heyecanlandım. İşin ilginci bu hastanın tesadüfen o gün kontrol günüydü. Kendisiyle görüşüp arkadaşlardan yeniden tahlillerini istemiştim. Tahlilleri verdikten sonra Uğur yola çıktı ve yarım saat sonra haber geldi. Çok büyük tesadüftü” dedi.

UĞUR ACAR2I SEÇMEMİŞ
Yüz nakli için 50′den fazla kişinin başvurduğunu, bunların 20’sinin tamamen nakle uygun olduğunu anlatan Özkan, ”Uğur Acar” ile ilgili şaşırtıcı bir gerçeği açıkladı. Nakle uygun 20 kişi arasından 4′üne kendisinin karar verdiğini belirten Özkan, ”4 kişi arasına başlangıçta Uğur’u almamıştım. Yapamayacağını düşündüm. Hastalarımızı psikiyatrist arkadaşlarımıza yönlendiriyoruz. Onlardan yaptığı görüşmelerden sonra yapabileceğini gördüm” diye konuştu.

Uğur’un çok iyi bir genç olduğunu, ameliyata da sakin girdiğini ve psikolojik olarak tamamıyla hazır olduğunu belirten Özkan, ”Uğur’un bize tek söylediği, ‘Hocam artık bana bakmasınlar. Çocuklar benden korkarak yüzüme bakıyorlar’. Umarım ona istediğini verdik” dedi.

“KİMSE ÇEKMEZ”
Ömer Özkan ile 10 yıl önce tanıştığını ifade eden Yrd. Doç. Dr. Özlenen Özkan da, 5 yıl önce evlendiklerini ve 11 aylık Leyla Lara ismini verdikleri bir kızları olduğunu söyledi.

Tanıştıklarından bu yana Ömer Özkan’ın yüz naklini gerçekleştireceğinden sürekli bahsettiğini anlatan Özkan, ”Onunla ilk tanıştığımda da bu projeler hep vardı. Üzerinde konuşuyorduk” dedi.

Akdeniz Üniversitesi’nde aynı bölümde çalışmaları nedeniyle iş yerinde görüşebildiklerini ancak işlerinin yoğunluğu nedeniyle kızlarını pek göremediklerini belirten Özkan, ”Ömer işkolik bir insan, başkası çekermiydi onu hiç bilmiyorum” diye konuştu.

“TARİHÇİLERİN YAZACAĞI, RAHİM NAKLİ OLACAK”
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe de Ömer Özkan’ın gerçekleştirdiği yüz naklinin Türkiye’nin tanınırlığında önemli rol oynayacağını söyledi. Özkan’ın çalışmalarının hem üniversiteye hem de tıp camiasında Türkiye’ye saygınlık kazandırdığını belirten Kurtcephe, tüm bunlar içinde kendisinin en çok rahim naklini önemsediğini söyledi.

Rahim naklinin dünyada bir ilk olduğunu ve bunu gerçekleştirecek ekibe çocuk doğması durumunda sağlıkta Nobel verilmesine kesin gözüyle bakıldığını dile getiren Kurtcephe, bu alanda İsveç, ABD ve İngiltere’de çalışmalar sürerken Türkiye’nin büyük bir sürprizle gündeme oturduğunu vurguladı.

Kurtcephe, ”Yüz nakli toplum için çok etkileyici ve ülkemiz için prestij. Ama inanın tarihçilerin yazacağı rahim nakli olacak. Bu sizi unutulmazlar arasına sokacak” dedi.

Korkulan oldu!

23 Ocak 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

Antalya’da dün Atilla Kavdır’a çift kol ile birlikte nakledilen bacak, nakilden 16 saat sonra dolaşım problemi nedeniyle geri alındı.Antalya’da Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’nde dün Atilla Kavdır‘a (34) çift kol ile birlikte nakledilen bacak, nakilden 16 saat sonra dolaşım problemi nedeniyle geri alındı. Nakli gerçekleştiren ekibin başkanı Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Plastik Ve Rekonstrüktif Cerrahi ve Estetik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, hastanın sağlığının daha önemli olduğunu ve vücudun diğer sistemlerine zarar vermemesi için bacağı aldıklarını söyledi.

BACAK MUHAFAZA ALTINA ALINDI
Uşak’ta yaşamını yitiren Ahmet Kaya’dan (38) Antalyalı iki çocuk babası Atilla Kavdır‘a nakledilen bacakta nakil tamamlandıktan sonra problemler yaşanmaya başlandı. Sürekli kan kaybeden Kavdır’ın kan değerleri düşünce hasta böbrek yetmezliği riskiyle karşı karşıya kaldı. Prof. Dr. Özkan, bunun üzerine bugün sabah saat 06.00′da Kavdır’ı tekrar ameliyata aldı. Kavdır’ın nakledilen bacağı, yapılan operasyonla geri alındı. Bacak, Kavdır’a yapılacak başka bir operasyonda parça olarak kullanılma ihtimaline karşı muhafaza altına alındı.
KOLLARDA ŞU AN İÇİN SORUN YOK
Prof. Dr. Ömer Özkan, ameliyatın ardından Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Yrd. Doç. Dr. Özlenen Özkan ve Organ Nakli Merkezi’nden Doç. Dr. Hüseyin Koçak ile birlikte basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Bacakta nakilden sonra dolaşım problemi oluştuğunu belirten Özkan, hastanın sağlığının daha önemli olduğunu ve vücudun diğer sistemlerine zarar vermemesi için bacağı aldıklarını söyledi. Kollarda herhangi bir sorun bulunmadığını anlatan Özkan, kolları korumaya çalıştıklarını söyledi.

UYUTULDUĞU İÇİN HABERİ YOK
Bacağın alınmaması durumunda hastanın diğer sistemlerinin zarar görebileceğini belirten Ömer Özkan şunları söyledi: “Hastaya yük vermemek için bacağı aldık. Burada önemli olan hastanın sağlık durumudur. Bacağı feda ettik. Zorlansa belki devam edilebilirdi ama zorlamamak gerekirdi. Hastamızın diğer sistemlerini korumak açısından bacağı geri aldık. Kol nakli olmasaydı tek başına bacak nakli yapılmazdı. Uyutulduğu için kendisinin haberi yok. Yarın her iki hastanın ailesini de yanına alacağız.”

“YÜZ NAKLİNDE SIKINTI YOK”
Yüz naklinde ise herhangi bir sorun olmadığını vurgulayan Özkan şu bilgileri verdi: “İlk 10 gün riskli dönemdir. Hastaları kontrol altında tutuyoruz. Bugün her iki hastamız da uyuyor, yarın uyandıracağız. Rutin kontroller uyguluyoruz. Bu ameliyatlar zaten zor ameliyatlardır. Yüzde de önemli problemler olabilir. İlk 10 günün çok önemli olduğunu söylemiştim. Yüz nakli bizim için çok daha önemli. Yüz naklinde bir problem yaşarsak gerçekten sıkıntı olur. Yüz uyum sağlamazsa kollardan ve bacaklardan parça nakletmek gerekir.”

NAKLE SON ANDA AİLESİ İKNA ETMİŞ
Bu arada 34 yaşındaki Atilla Kavdır’ın ailesi, bacağın geri alınmasıyla büyük üzüntü yaşadı. Anne Ayşe Kavdır, bacağın geri alındığını öğrenince gözyaşlarını tutamadı. Baba İbrahim Kavdır ile eşi Ayşe Kavdır ise çok üzgün olduklarını, açıklama yapmak istemediklerini söyledi. Öte yandan Atilla Kavdır’ın nakil olmayı ilk başta istediği, ancak daha sonra nakle soğuk baktığı öğrenildi. “Ben bu şekilde yaşamaya alıştım” dediği kaydedilen Kavdır’ı nakle son anda ailesinin “Böyle bir fırsat gelmiş değerlendir” diyerek ikna ettiği öğrenildi.

“Süte komplo kuruldu”

22 Ocak 2012 Yazan SamyeLi  
Kategori Sağlık

Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı, “Asitli içecekler yasaklandı, ondan sonra süte saldırılar başladı” dedi

Türkiye Ziraatçılar Derneği Başkanı İbrahim Yetkin, ”Son zamanlarda süte karşı bir kampanya başlatıldı. Okul kantinlerinde asitli içecekler yasaklandı, ondan sonra saldırılar başladı. Bu tartışmada süte alternatif bir takım sektörlerin rahatsızlığının da bir neden olduğunu düşünüyorum” dedi.

Yetkin, derneğin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, sütte kanser tehlikesi iddialarına ilişkin çeşitli kesimlerden açıklamalar yapıldığını, bunun da bilgi kirliliğine yol açtığını bildirdi.

Türkiye’de süt üretiminde son yıllarda önemli bir artış olduğunu ifade eden Yetkin, ”7 milyon tonu kayıtlı 13 milyon ton süt üretiyoruz. Kayıtlı üretilen süt, Türkiye’nin saygın sanayicileri tarafından alınıyor, bilimsel analizlerin ardından hijyenik koşullarda işlenerek piyasaya sürülüyor. Bu sütte herhangi bir risk söz konusu değil” dedi.

Kayıt dışı üretilen ve çoğu sokakta tüketilen sütün tehlikesine dikkat çekerek, bu sütlerin sağlıklı olamayacağını bildiren Yetkin, sözlerini şöyle sürdürdü:

”6 milyon ton süt kayıt dışı üretilip tüketiliyor. İşte belirsizlik burada. Öyle anlaşılıyor ki merdiven altında, aile ticareti adıyla sokak sütü dediğimiz yöntemle üretilip tüketiliyor. Bu bizim arzu ettiğimiz bir şey değil. Sağlık açısından tehlikeli. Kayıt dışılığın ortadan kaldırılması gerekiyor.”

İbrahim Yetkin, kayıt dışı üretimin ortadan kaldırılması için denetimin arttırılması ve üreticilerin kooperatifler ya da üretici birlikleri altında bir araya getirilmesi gerektiğini bildirdi.

Yetkin, ”Üreticiler kooperatifler altında toplanırsa kayıt dışılık ortadan kalkar. Kooperatifler, topladıkları sütün analizlerini yaptırıp sağlıklı koşullarda işleyerek sanayiciye kontrollü biçimde verir” diye konuştu.

SÜT DESTEKLERİ
İbrahim Yetkin, üreticiye ödenen süt desteğinin kooperatif üzerinden verilmesi durumunda kayıt dışılığın önüne geçileceğini söyledi. Yetkin, ”Süt primlerini kooperatif üzerinden verdiğimiz zaman ister istemez üretim kayıt altına alınacak. Süt sağlıklı koşullarda işlenecek ve sanayici de o sütü alacak. Böylece süt üretimi denetim altına alınacak. Sağlıklı süt içmenin tek yolu budur. Dünya bunu böyle halletmiş” diye konuştu.

Türkiye’de süt üretiminde sorun bulunmadığını, sorunun tüketimde olduğunu bildiren Yetkin, AB ülkelerinde kişi başı tüketimin 160, Türkiye’de ise 27 litre olduğunu belirterek, süt tüketiminin teşvik edilmesini istedi.

Süt piyasasını düzenleyecek bir üst kuruma ihtiyaç bulunduğunu bildiren Yetkin, vatandaşlardan da sokakta satılan sütü tüketmemelerini istedi.

“SÜTE KARŞI KAMPANYA BAŞLATILDI”
Sütteki tehlikeyi bertaraf edecek tedbirleri almanın devletin görevi olduğunu bildiren Yetkin, ”Son zamanlarda süte karşı bir kampanya başlatıldı. Okul kantinlerinde asitli içecekler yasaklandı, ondan sonra saldırılar başladı. Böyle bir süreç başlatılır başlatılmaz olumsuzluklar yaratıldı. Bu tartışmada süte alternatif bir takım sektörlerin rahatsızlığının da bir neden olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker’in açıklamalarını kamuoyunun bilgilenmesi açısından doğru bulduğunu ifade eden Yetkin, şöyle devam etti:

”Ama bu öyle bir algılandı ki iş kimse süt içmesin noktasına getirildi. Amacını aşan tartışmalar başladı. Bu doğru değil. Üretimde sorun varmış gibi algı yaratılıyor. Aksine hepimizin süt içmeyi teşvik etmesi lazım. Süt birden nasıl kötü oldu, korkulu bir madde haline nasıl dönüştü. Yıllardır bildiğimiz süt. Bunlar doğru şeyler değil, bunlar maksatlı çıkarılıyorsa o hiç doğru değil.”

Yetkin, soru üzerine, asitli içeceklerin kantinlerde yasaklanmasıyla okullarda süt tüketiminin önemli oranda arttığını belirterek, bunun alternatif sektörlerde rahatsızlık yarattığını, tartışmaların altında yatan nedenlerden birinin de bu olduğunu düşündüğünü ifade etti.

Sonraki yazılar »