Nakil yüz kime benzeyecek?

22 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık

Prof. Dr. Ömer Özkan: Ameliyat öncesi hep bahsediyorduk, ‘Ne ona benzeyecek, ne kendi yüzü olacak’ diye, ama öyle değil. Bir miktar benzeyecek

Nakil yüz kime benzeyecek?Türkiye’de ilk kez yüz nakli yapılan Uğur Acar, bugün kısa süreyle uyandırıldı. Acar, doktorlarına işaretle iyi olduğunu söyledi.

Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Uşak’ta beyin ölümü gerçekleşen Ahmet Kaya’dan alınan yüzün nakledildiği 19 yaşındaki Uğur Acar’ı bugün kısa süreyle uyandırdıklarını ifade etti. Özkan, Uğur’a nasıl olduğunu sorduğunu, onunda işaretle iyi olduğunu anlattığını vurguladı.

Uğur’u yarına kadar uyutacaklarını belirten Özkan, hastanın istediği an aynaya bakabileceğini söyledi. Hastanın yüzünde şişlik olduğunu anlatan Özkan, ”Uyandırdık, az önce konuştuk. İşaretle iyi olduğunu ifade etti” dedi.

Dünyada 15 yüz nakli yapıldığını, ancak bunun 7 ya da 8 tanesinin tam yüz nakli olduğunu belirten Özkan, yüz nakli için aylardır hazırlanmalarına rağmen nakil anı farklı duygular yaşadığını söyledi.
Uğur Acar’a tam yüz nakli yaptıklarına işaret eden Özkan, şöyle konuştu:

”Hastamıza o kadar güzel oldu ki istim üzerinde hissettik kendimizi. Allah korusun bir problem olmasın. O anda, yüzü alıp da hastaya koyduğunuz anda ölçülerin bu kadar uyması çok güzeldi. Bir insanda farklı bir şey yaratıyorsunuz. Estetik ameliyatlarda biz değiştiririz, ama bu böyle bir şey değilmiş. O anda, bu kadar hazırlıklı olduğum halde fantastik bir duyguydu. Donörün yüzüne bir miktar benzer, öyle hissettim. Ameliyat öncesi hep bahsediyorduk, ‘Ne ona benzeyecek, ne kendi yüzü olacak’ diye, ama öyle değil. Bir miktar benzeyecek. Kesinlikle bire bir olmayacak, ama benzeyecek.”

“ÖMER HOCA ARTIK ÖLÜMSÜZ İSİMLER ARASINA GİRDİ”
Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsrafil Kurtcephe, Türkiye’nin ilk yüz nakli ile iki kol naklini gerçekleştiren Prof. Dr. Ömer Özkan‘ın tıp literatürünün ölümsüz isimleri arasında yer alacağını söyledi.

Kurtcephe, Akdeniz Üniversitesi Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ömer Özkan başkanlığındaki ekibin, marifetli ve becerili insanlardan oluştuğunu söyledi.

Özkan’ın daha önce çift kol nakli ile dünyanın ilk rahim naklini gerçekleştirdiğini belirten Kurtcephe, ”Ömer hoca bu milletin iftihar edeceği bir evladı. Allah ona özel yetenek vermiş. Herkese nasip olmaz. Burada birbirine inanmış insanlar var. Çok sayıda meslektaş, iki eş, onların birbirine katkıları, diğer ekipteki herkesin bu işe gönül vermesi, fedakarca çalışmaları bu başarıyı getiriyor” dedi.

Rektörlük görevine geldiği ilk gün Ömer Özkan’ın ”Bana güvenin” dediğini belirten Kurtcephe, ”Bu inanmışlığın getirdiği bir başarı. Ömer hocam artık tıp literatürünün ölümsüz isimleri arasına girdi. Meslektaşlarım asırlarca Ömer hocanın başarılarını yazacaklar” diye konuştu.

Prensip olarak doktorları ameliyat sırasında aramadığını belirten Kurtcephe, yüz nakli sırasında çok heyecanlandığını söyledi. Nakil başladığında kendisini saran heyecanı daha sonra tutamadığını vurgulayan Kurtcephe, ”Heyecandan dayanamayarak Ömer hocayı aradım. ‘Nasıl gidiyor Ömer, herşey yolunda mı?’ diye sordum. ‘Hocam devam ediyor, herşey yolunda gidiyor’ dedi” dedi.

Her ne kadar dünyanın değişik yerlerinde daha önce yapıldıysa da yüz naklinin gündemi çok işgal eden bir konu olduğunu vurgulayan Kurtcephe, ekibin bu işi başaracağına yürekten inandığını ve hiçbir şüphe duymadığını vurguladı.

Yüz nakli ve iki kol naklinin sevindirici olduğunu dile getiren Kurtcephe, ”Bunlar bize Türk milleti olarak herşeyi yapabileceğimize dair umut veriyor. Milletimiz için yüksek moral oluyor. Sokaktaki vatandaşın da kendisine güveni artıyor” diye konuştu.

Özel hastaneler SGK’ya rest çekti!

16 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık

Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK ) ile özel hastaneler arasındaki yıllık anlaşma önümüzdeki hafta salı günü sona erecek.

Özel hasteneler ile SGK arasında ayrıntılı fatura krizi

Ancak iki taraf arasındaki bazı anlaşmazlıklar yüzünden 530 özel hastane 2012 anlaşmasına imza koymakta direniyor. Özel hastaneler, devletin kendilerine hasta başına ödediği ücreti artırmaması, ayrıntılı fatura mecburiyeti getirilmesi ve cezalardaki yükselişten şikayetçi. Bu konulardaki taleplerinin yerine getirilmemesi durumunda anlaşmaya imza atmayacaklarını vurguluyorlar.

Özel Hastaneler ve Sağlık Kuruluşları Derneği (OHSAD) Genel Sekreteri Cevat Şengül, mevcut durumda gün geçtikçe yaşama şanslarının kalmadığını öne sürdü. Sözleşmenin son tarihi olan 17 Ocak tarihine kadar görüşmelere devam edeceklerini aktaran Şengül, önce Sağlıkta Uygulama Tebliği (SUT) fiyatlarını görmek istediklerini söyledi.

Şengül, SGK bizden yeni tebliğ fiyatlarını görmeden sözleşmeleri imzalamamızı istiyor. Zaten SUT fiyatlarına son 6 yıldır enflasyon oranı kadar bile zam yapılmadı. Hatta bazı kalemlerde fiyatlar düşürüldü. Ama cezai müeyyideler artırıldı. Sektör genelinde bu koşullarda hizmet sunumuna devam edilemeyeceği kanaati hakim. ifadelerini kullandı.

SGK‘NIN VERDİĞİ BÜTÇEYİ 2011′DE 800 MİLYON LİRA AŞTILAR
Diğer yandan SGK‘nın özel hastanelere planladığı bütçe 2011 yılında 800 milyon lira aşıldı. Hazine Müsteşarlığı’nın Orta Vadeli Program (OVP)’da bu yıl özel hastanelere verilen bütçe 5 milyar 643 milyon lira olarak belirlenirken, bu rakam bu yılın sonunda 6 milyar 444 milyon liraya ulaştı. Özel hastaneler sınıflarına göre vatandaştan yüzde 30 ila yüzde 70 arasında da fark ücreti alabiliyor.

Bunun yanında yeni sözleşmede SGK tarafından bu fark ücretleri dışında para alınmasını önlemek için ciddi tedbirler getirildi. Hastaneler her bir işlem için vatandaşın eline ayrıntılı fatura verecek. Ayrıca özel hastane verdiği bu belgeleri 5 yıl süreyle saklamak zorunda. Bunlara uyulmaması halinde her bir işlem için 3 bin lira cezai yaptırım uygulanacak.

Hastanın her bir işlemine ayrıntılı fatura verilmesi uygulaması mart ayında başlayacak. Bu uygulamaya göre vatandaş yaptırdığı tek kan tahlilinin bile ayrıntılı faturasını alabilecek. Kendisinde fazla ücret alınıp, alınmadığını anında görebilecek. Hastaneler bunu yapmazsa her bir işlem için 3 bin lira cezayla karşı karşıya kalacak

Gıdada ‘teşhir’ dönemi başlıyor

11 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık

 Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi Eker, gıda güvenliğiyle ilgili radikal tedbirler aldıklarını, 103 maddelik yeni yönetmeliği yarın açıklayacağını söyledi.

İstanbul’da yapılacak toplantıdan önce İzmir Hilton Otel’de düzenlenen SETBİR Sektör Buluşmaları Toplantısı’na katılan Bakan Eker, “Yarın bir tanıtım yapacağım. Türkiye, gıda güvenliğiyle ilgili yeni bir döneme giriyor, 103 yönetmelik çıkıyor. AB standartlarında, tüketici ve toplum sağlığını önceleyen bir sisteme geçilecek. Gıda suçu işleyen firmanın isminin teşhir edilmesine kadar birçok uygulama devreye alınacak.” dedi.

Çalışmaların bununla da sınırlı kalmayacağını belirten Bakan Mehdi Eker, “Sanayi ve Ticaret Bakanlığı bünyesinde OSB’ler vardı. Tarımla ilgili işler de orada yürütülüyordu. Düzenleme yaptık, tarıma dayalı ihtisas OSB’leri bünyemize aldık. Hayvancılıkta, özellikle seracılıkta, bizim belirleyeceğimiz bölgelerde, üstelik desteklemeyi de arttırmak suretiyle, yani sadece Sanayi Bakanlığı’nda daha önceden olduğu gibi altyapısını kredilendirme yoluyla değil, daha yüksek bir destek oranıyla Türkiye’de bölgesel hayvancılıkla ilgili, tarımsal üretimle ilgili organize bölgeler kuracağız. Bu da önümüzdeki aylarda açıklanacak bir yeni faaliyet.” şeklinde konuştu.

Tarım sektörünü bir stratejiyle yönettiklerini ve çalışmalarının medyada fazla yer almadığını belirten Bakan Eker, “Türkiye’de genel manada tarım sektöründe destekleme politikasını bir stratejiye dayandırıyoruz. Bunu iftiharla söylüyorum, devraldığım sektör hasılası 23 milyar dolardı, bugün 62 milyar dolar. Dünya ülkeleri içinde tarım hasılasında 11. olan Türkiye, şimdi dünyanın yedinci büyük tarım ekonomisi oldu. Avrupa’dan Fransa, İspanya ve İtalya ile Rusya Federasyonu’nu geçtik. Bu durduk yerde olmadı, strateji değişikliğiyle oldu. Sektörün o kadar yapısal sorunları vardı ki hepsini bir anda değiştirme imkanı yok. Düşünün, bir ülke tüm kaynaklarını sanayileşmeye vakfetmiş, tarıma arkasını dönmüş. Niye Türkiye bir tarım kanunu çıkarmadı 2006 yılına kadar? Binlerce kanun çıkmıştı. Türkiye, niye 83. yılda Tarım Kanunu’na bizimle kavuştu? Tercümesi, bu ülkede tarımın bir tarihi yok, çünkü kanun budur. Türkiye’de balıkçılık üretimini 60 bin tonlardan 160 bin tonlara çıkardık ve destekleme kapsamına aldık. Daha da katedeceğimiz mesafe var. En son düzenlemede, deniz yüzeylerinin kiralanması konusunda yetkiyi Tarım Bakanlığı’na aldık.” dedi.

Sigara içen hastadır!

09 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık

Türkiye’de KOAH ölüm nedenleri arasında üçüncü sırada yer alıyorSigara içen hastadır!Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Kuzeydoğu Anadolu Şube Başkanı Doç. Dr. Leyla Sağlam, Türkiye’de KOAH‘dan ölümlerin üçüncü sıraya yükseldiğini söyledi.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Kuzeydoğu Anadolu Şube Başkanı Doç. Dr. Leyla Sağlam, yaptığı açıklamada, KOAH‘ın, nefes yollarında mikrobik olmayan bir iltihaplanmaya bağlı oluşan ilerleyici bir akciğer hastalığı olduğunu toplum sağlığını tehdit etmeye devam ettiğini söyledi. Sağlam, Türkiye’de KOAH ölüm nedenleri arasında üçüncü sıraya yükseldiğini bildirdi. Sağlam yaptığı araştırmalarda tütün ve tütün ürünlerinin bazı mesleklerde karşılaşılan toz, duman, evlerde kullanılan odun, tezek, kök benzeri yakıtlardan çıkan dumanların solunması sonucu akciğerlerde bir çeşit iltihap oluştuğunu belirterek, “Bu durum akciğerlerin olduğundan daha erken yaşlanmasına neden olmaktadır. KOAH isminin telaffuz edilme güçlüğü ve hastalık yakınmalarının astıma benzer olması nedeniyle hastalık çok önemli bir sağlık sorun olmasına rağmen iyi tanınmamaktadır. Hastalık müzmin bronşit ve amfizem olarak da bilinir.” dedi.

Hastalığın ilerlemiş olduğu olgularda uzun süren öksürük, balgam ve özellikle yürüyüş ve yokuş tırmanmakla oluşan nefes darlığının en sık görülen yakınmalar olduğuna dikkati çeken Sağlam, “Erken evrelerde hiçbir yakınma gelişmeyebilir ya da sinsi sinsi gelişen yakınmalar hastalar tarafından hissedilmeyebilir.” dedi.

Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Kuzeydoğu Anadolu Şube Başkanı Doç. Dr. Leyla Sağlam Bu nedenle 40 yaş üstü, sigara içmiş ya da içmekte olan kişilerin hastalıklarının farkında olmadıklarını dile getirdi.

“Nefes Ölçüm Testi Yaptırın ve Akciğer Yaşınızı Öğrenin” diyen Sağlam, “Yaş günlerinizde üflemiş olduğunuz mumların sayısı, nüfusta kayıtlı yaşınız kadardır. Oysa mum üflemek kadar basit bir test olan solunum testi ile akciğerlerinizin gerçek yaşını öğrenebilirsiniz.”dedi.

HER 5 KİŞİDEN BİRİ KOAH HASTASI
Türkiye’de her 5 kişiden birinin KOAH hastası olduğunu dile getiren Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Toraks Derneği Kuzeydoğu Anadolu Şube Başkanı Doç. Dr. Leyla Sağlam “Türkiye’de toplumda 40 yaş üstü her 5 kişiden birinde KOAH vardır. Oysa 10 KOAH hastasının sadece biri doktora başvurmuş ve doğru tanı alabilmiştir. Bu durumda, ülkemizde bulunan 5 milyona yakın KOAH’lı hastanın sadece 300-500 bini kendisinde hastalık olduğunu bilmektedir.” Dedi.

Kalbin en önemli ihtiyacı!

09 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık

Düzenli uyku, kalp sağlığının vazgeçilmezlerinden

Kalbin en önemli ihtiyacı!Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oben Döven, kalp sağlığı için en önemli ihtiyacın düzenli uyku olduğunu söyledi.

Mersin merkez ilçe Yenişehir Belediyesi ile Alzheimer Derneği Mersin Şubesi’nin ortaklaşa düzenlediği aylık bilgilendirme toplantılarının 2.’si Yenişehir Belediyesi Meclis Salonu’nda yapıldı. Toplantıda, Prof. Dr. Oben Döven tarafından katılımcılara “Yaşlılık ve Kalp Hastalıkları” ile ilgili bilgiler verildi.

Sunumunda yaşlılık ve beraberinde gelen değişimler üzerinde duran Prof. Dr. Döven, yaşlanmanın kendiliğinden gelişen ve giderek artan bir şekilde süren dinamik bir süreç olduğunu belirtti. Yaşlanma ile oluşan dinamik değişimin kaçınılmaz bir neticesi olarak, tüm organ ve sistemlerde belirgin olan değişmeler gözlendiğini ifade eden Döven, hipertansiyon, koroner arter hastalığı ve kalp yetmezliği gibi üç ana hastalık gurubunun, aslında yaşlanma ve onun getirdiği risklerin bir sonucu olarak geliştiğini ve her birinin yaşamı tehdit edebildiğini kaydetti. Bu hastalığın yaşlılarda çok sık görülebildiğine işaret eden Döven, yaşlanma ile kalpte yıpranma olabileceğini, yaşlılıkla birlikte kalp ve damarlarda önemli değişiklikler meydana geldiğini ifade etti.

Damar yapısının kalınlığında artış olması sonucunda ise hipertansiyonun geliştiğine dikkat çeken Prof. Döven, “Yaşlılıkta kardiyovasküler performans düşer. Damar yükünde artma, kalp hızında azalma, kasılma gücünde azalma sonucunda kalp yetmezliğine giden süreç yaşanabilir” dedi.

Basit adımlarla kalp sağlığının korunabileceğine, bunun sonucunda da uzun ve mutlu bir hayat sürülebileceğine dikkat çeken Kardiyolog Döven, “Kalp sağlığı için en önemli ihtiyaçlardan birisi ve belki de en önemlisi düzenli uykudur. Uyku anında tüm organlar kendini yavaşlatarak dinlenir ve vücut ertesi gün için yenilenir. Kalbimizi korumanın diğer yolları ise sigaradan uzak durmak, alkolden kaçınmak, bol bol egzersiz ve yürüyüş yapmak, omega 3 yağ asitleri içeren yiyecekleri bolca tüketmek ve stresten uzak durmaktır” diye konuştu.

Yenişehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Müdürü Nuran Kurtuluş da Prof. Dr. Oben Döven’e sunduğu katkıdan dolayı teşekkür ederek, bir plaket sundu. Daha sonra aylık bilgilendirme toplantılarının ilkinde konuşmacı olan Nörolog Dr. Seyfi Aslan’a da Alzhemier Derneği Mersin Şubesi Başkanı Selami Gedik tarafından bir plaket takdim edildi.

Kadın bilir, uygulamaz!

09 Ocak 2012 Yazan  
Kategori Sağlık

Sigaranın kadına sunduğu ‘top beş’ nedir? Bilim söylüyor çoğu tiryaki kadın sigaranın kendisine verdiği sayısız zararı dikkate bile almıyor…

Peki siz sigaranın kadına sunduğu ‘top beş’i öğrenmek ister misiniz? Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Güvenç Karlıkaya sigaranın özellikle kadınlar üzerinde bıraktığı tahribatı ana başlıklar halinde sıraladı. Bir; sigara içen kadın içmeyene göre 2 yıl önce menopoza giriyor. İki; ana yumurta hücreleri tahribi ediyor bu da kısırlığa sebep oluyor. Üç; yumurta kalitesini bozuyor. Dört; düşük sebebi ve beş; tüp bebek şansını azaltıyor. En üzücü olan ise; kadın bile bile sigara içmeye devam ediyor…

Son yıllardaki etkili kampanya ve düzenlemelere rağmen, yapılan çalışmalar, üreme çağındaki kadınlar arasında sigara kullanımının artmakta olduğunu göstermektedir.
Anne adayları, hamilelik döneminde sigara kullanımının, anne karnındaki bebek üzerine olumsuz etkileri hakkında bilgiye sahip olduğu için hamilelik durumunda en ağır sigara kullanıcıları bile genellikle sigaradan uzak durmaktadır.

KADINLAR BİLİYOR AMA DİKKATE ALMIYOR
Ancak genel olarak kadınların, sigara kullanımının, yumurtalıklar ve üreme fonksiyonları üzerine zararlı etkileri konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıklarını görmekteyiz.
Sigara dumanında bulunan 4000’in üzerindeki zararlı bileşik, kadın üreme sistemindeki değişik hedef ve etki mekanizmalarına ile zarar veriyor.  Sonuç; kadının çocuk sahibi olma şansı azalıyor. Daha üzücü olan sonuç ise; kadının tüm bu bilgileri dikkate almaması…

ERKEN MENOPOZA SEBEP OLUYOR
Kadın üreme çağını belirleyen yumurtalık kapasitesinin, sigaranın zararlı etkilerinden olumsuz etkilendiğini gösteren birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda, yumurtalık kapasitesinin belirleyicilerinden olan FSH hormonunun sigara içen kadınlarda içmeyenlere göre daha yüksek, AMH hormonunun daha düşük olduğu gösterilmiştir. Bunun sonucu olarak da sigara içen kadınların içmeyenlere göre ortalama 2 yıl önce menopoza girdikleri görülmüştür.

KISIRLAŞTIRIYOR
Özellikle yumurta rezervini belirleyen ve “primordial folikül” dediğimiz ana yumurta hücreleri, sigara dumanında bulunan hidrokarbon türevleri, nikotin ve kadmium gibi ağır metallerin birincil hedefi olmaktadır. Bir kadının daha doğmadan belli sayılarda sahip olduğu ve şu anki bilgilerimize göre hayatın ileriki dönemlerinde bir daha üretilemeyen bu ana hücrelerin tahribi, kadınlarda geri dönülemez etkileri ortaya çıkarmaktadır.

YUMURTA KALİTESİNİ BOZUYOR
Yukarıda bahsettiğimiz ana etkinin haricinde, sigara dumanı ve içerdiği toksik maddeler, kadında her ay gelişen ve muhtemel gebeliği oluşturacak olgun yumurtanın da kalitesini çeşitli şekillerde bozmaktadır. Yumurtalık içerisinde gelişen olgun yumurta ve mikro çevresinde bu toksik maddeler ile oluşan oksidatif stres, yumurta hücresi ve çekirdeğinde değişikliklere yol açarak hücrenin ölümüne veya genetik yapısının bozulmasına yol açabilmektedir.

DÜŞÜKLERE SEBEP OLUR
Sigaranın zararlı etkileri bununla da kalmamaktadır. Döllenme sonrası oluşan embriyonun gelişimi bozulmakta, hücre zarının kalınlığı artarak embriyonun rahim içerisinde tutunması zorlaşmaktadır. Bununla birlikte, embriyonun rahim içerisinde tutunup geliştiği “endometrium” adını verdiğimiz iç tabakada sigaranın zararlı etkilerinden payını almaktadır. Sigara dumanındaki toksik maddeler, rahim içi dokusunun kanlanmasını azaltarak, embriyonun bu doku içerisinde tutunup köklenmesini engellemektedir.

TÜP BEBEK ŞANSINI OLUMSUZ ETKİLİYOR
Kısaca bahsettiğimiz bu olaylar silsilesi, sigara içen kadınlarda erken menopoz olasılığını arttırmakta, kadının aylık gebe kalabilme olasılığını azaltmaktadır. Bu durum özellikle herhangi bir nedenden dolayı gebe kalmak için tüp bebek yöntemlerine başvuran kadınlarda ayrıca bir problem olarak karşımıza çıkmaktadır. Yapılan birçok çalışma, sigara içen kadınlarda tüp bebek başarı şansının içmeyenlere göre daha düşük olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak söylemek gerekirse, özellikle çocuk sahibi olmak isteyen, bu konuda güçlük çeken ve tedavi gereksinimi duyan kadınlarda, sigaranın üreme sisteminin her basamağına olumsuz etkisi olduğu ve özellikle herhangi bir tedaviye başlamadan önce sigaradan uzak durmaları gerektiğinin üzerinde ısrarla durulmalıdır.

Astımlılar, oruca dikkat!

02 Ağustos 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Astımlılar, oruca dikkat!

Beslenmeyle astım arasında doğrudan ilişki var! Yemekten hemen sonra yatmak büyük tehlike!

astım hastalıgı Beslenme ve astım arasında doğrudan ilişki olduğunu söyleyen Çocuk Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, oruç tutan astım hastalarını uyardı. Nuhoğlu, yemekten hemen sonra yatmanın reflüye neden olabildiğini, bunun da astım hastası için büyük tehlike taşıdığını söyledi.

Çocuk Sağlığı Hastalıkları ve Çocuk Alerjisi Uzmanı Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, astım ataklarına neden olan rahatsızlıklar arasında reflünün de bulunduğunu kaydederek, astımın akciğerlerde havayollarını oluşturan bronşların daralması sonucu öksürük, hırıltı ve nefes darlığı belirtileri ile seyreden bir hastalık olduğunu söyledi. Akciğerlerde bulunan hava yollarının daralmasının birinci sebebinin bronşlarda bulunan kas spazmı, ikinci sebebinin ise iç yüzeylerdeki salgının koyulaşması sonucu oluşan tıkanıklık olduğuna dikkat çeken Nuhoğlu, “Reflüden kaynaklanan atakların çoğalmaması için beslenme çok önemli. Astım hastaları, küçük porsiyonlar halinde azar azar ve sık beslenmeli. Hastalar özellikle kızartma gibi yağlı besinlerden ve kakaolu tatlılardan uzak durmalılar” diye konuştu.

İFTARDA AŞIRI YEMEK REFLÜ NEDENİ
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, ramazan ayında oruç ile başlayan beslenme düzeni değişikliklerinin astım hastalarını olumsuz etkilediğine dikkat çekti. Nuhoğlu, “Oruç tutarken tüm gün aç kalındığı için kan şekeri düşer. İftarda normalden fazla yemek yenebildiği için de bu durum reflü oluşturur. Sahurda yenen yemek sonrası yatmak da bir diğer reflü nedenidir. Mideye yeni giriş yapan yiyecekler, yatar pozisyona geçildiğinde solunum sistemine kaçırılması reflü nedeni” dedi.

UZUN SÜREN SUSUZLUK ASTIM HASTALARINI TEHDİT EDER
Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, oruç tutmanın astım hastaları üzerindeki bir diğer olumsuz etkisinin de uzun süren susuzluk olduğuna dikkat çekerek, “Susuz kalan bir astım hastasının akciğerlerinde oluşan balgam koyulaşması ve koyu balgamı çıkarmakta zorlanması şikayetlerin artmasına sebep oluyor. Özellikle hava sıcaklıklarının artış gösterdiği şu yaz aylarında vücudun susuzluktan korunması gerekir. İlaç tedavisi altında olan astım hastalarının sabah akşam kullanması gereken ilaçları aksattığında hastalık bulguları artabilir” şeklinde konuştu.

Prof. Dr. Yonca Nuhoğlu, oruç tutmak isteyen düzenli ilaç kullanma zorunluluğu olan orta ve ağır astım hastalarının atak yaşamamaları için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

- İftar yemeklerinin az ve sık yenmesi

- Yatmadan en az 2 saat önce yemek yemenin kesilmesi

- Akşam yemeklerinde yağsız yemek ve tatlıların tercih edilmesi

- Sahurda yemek yedikten iki saat sonra yatar pozisyona geçilmesi

- İftar ve sahurda bol su içilmesi

- İlaç saatlerinin doktor kontrolünde bu yeni beslenme tarzına göre yeniden düzenlenmesi.

Oruç tüp bebek tedavisinde riskli mi?

02 Ağustos 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Oruç tüp bebek tedavisinde riskli mi?

tüp bebek Ramazan döneminde tüp bebek tedavisi görecek olan çiftlerin, oruç tutmanın tedaviyi olumsuz etkileyeceğine dair endişelerine karşı, uzmanlar açıklama yaptı.

Ramazan döneminde tüp bebek tedavisi görecek olan çiftlerin, oruç tutmanın tedaviyi olumsuz etkileyeceğine dair endişelerine karşı, uzmanlar bu dönemde erkeklerde sperm, kadınlarda yumurta kalitesinin azalmasının söz konusu olmadığını belirtiyor.

Uzun süreli açlık ve susuzluğun tüp bebek tedavisindeki hastayı olumsuz etkileyebileceğini ifade eden uzmanlar, ”Bu sürede hasta, hem tüp bebek tedavisi yaptırıp hem de oruç tutuyorsa iğneleri ve ilaçları iftardan sonra yapması önerilir” dedi.

Kadın Hastalıkları, Doğum, İnfertilite (Kısırlık) ve Tüp Bebek Uzmanı Operatör Dr. Tolga Ecemiş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Ramazan ayında beslenme şeklinin değişmesi, öğün sayısının azalması ve gün içinde tüketilen sıvı miktarının önemli ölçüde azalmasına bağlı olarak enerji kaybının olabildiğini belirtti.

Tüp bebek tedavisi gören çiftler için oruç tutmanın avantajları ve dezavantajları hakkında bilgi veren Ecemiş, Ramazan’da tüp bebek tedavisi yaptıranların sayısında azalma olduğunu söyledi.

Ecemiş, tüp bebek tedavisinin yaklaşık 15-20 gün sürdüğünü belirterek, anne adayının reglinin 2. günü tedaviye başladığını anlattı. Hergün yumurtaları uyaran (büyüten) hormon iğnelerinin anne adayına enjekte edildiğini ifade eden ecemiş, ayrıca gün aşırı ultrasonda anne adayının yumurtalarının ne kadar büyüdüğünün hekim tarafından kontrol edildiğini söyledi. Ecemiş, hastanın yumurtalarının uygun boyutlara geldiğinde hekim tarafından anestezi eşliğinde toplandığını belirterek, ”Yumurta toplama denilen bu işlemden sonra, hastanın 2-5 gün arasında embriyo transferi için bekleme süresi başlar. Çünkü, bu dönemde anne adayının yumurtalarına embriyolog tarafından baba adayının spermleri mikroenjeksiyon yöntemi ile enjekte edilir. Oluşan embriyo, transfer aşamasına kadar hekim ve embriyoloğu tarafından takip edilir” diye konuştu.

Bu süreç boyunca hastanın, ”iğne ve ilaç kullandığı, ultrasona girdiği için oruç tutamayacağı” düşüncesiyle Ramazan ayında tüp bebek tedavisini ertelediğini dile getiren Ecemiş, bu yüzden hasta sayısında azalma yaşandığını ifade etti.

”UZUN SÜREN AÇLIK, TEDAVİDEKİ HASTAYI OLUMSUZ ETKİLEYEBİLİR”

Ecemiş, Ramazan ayında ”uzun süren açlığın tedavideki hastayı olumsuz etkileyebildiğine” dikkati çekti.

Hastanın, oruçluyken kan şekerindeki düşmeye bağlı olarak halsizlik, asabiyet, baş dönmesi ve baş ağrısı gibi problemlerle karşılaşabildiğini ifade eden Ecemiş, ”İnfertilite tedavisi gören hastalar, Ramazan ayı süresince oruç tutmayacaklarsa tüp bebek tedavisi yapılabilir. Bu sürede hasta, hem tüp bebek tedavisi yaptırıp hem de oruç tutuyorsa iğneleri ve ilaçları iftardan sonra yapması önerilir. Ancak, hasta yumurtalarının toplanacağı gün, anestezi alacağı için oruç tutamayacağı kendisine önceden doktoru tarafından bildirilmelidir” uyarısında bulundu.

”ORUÇ TUTAN ÇİFTLERİN YUMURTA VE SPERM KALİTESİ DÜŞMEZ”

Öte yandan Ecemiş, Ramazan ayının bebek sahibi olmak isteyen çiftler için sigara, alkol gibi olumsuz alışkanlıklardan kurtulması için bir fırsat olabileceğinin altını çizdi.

Ramazanda bir gün içinde en az iki öğün yemek yenildiğinden dengeli beslenilmesi halinde vücudun ihtiyacı olan kalori, protein ve vitamin miktarının yeterince karşılanabildiğini vurgulayan Ecemiş, ”Oruç tutulan dönemde, erkekte sperm bayanda yumurta kalitesinin azalması söz konusu değil. Ramazan ayında oruç tutmak yumurta ve sperm kalitesini kesinlikle düşürmez” dedi.


ASTIM HASTALARININ DİKKATİNE

17 Temmuz 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

astim-hastaligiASTIM HASTASI OLAN HAMİLE BAYANLARIN DİKKATİNE

 

ABD’li ve Avustralyalı uzmanlar, astım hastası olan hamile kadınların erken ya da düşük kilolu doğum yapma riskinin yüksek olduğunu ortaya çıkardı.

 

Hayatı zorlaştıran ve oldukça yaygın olan astım hastalığı ile erken doğum arasında bağlantı olduğu bildirildi.

ABD’li ve Avustralyalı uzmanlar, astım hastası olan hamile kadınların erken ya da düşük kilolu doğum yapma riskinin yüksek olduğu uyarısında bulundu.

Avustralya ve ABD’de 1975 ve 2009 yılları arasında bir milyondan fazla hamile kadının dahil olduğu astım araştırmalarını inceleyen uzmanlar, astım hastası olan hamile kadınların erken ya da düşük kilolu doğum yapma riskinin yüksek olduğu uyarısını yaparak, hamilelik süresince ayda en az bir defa kontrole gitmeleri gerektiğini söylüyor.

TEHLİKELİ OLAN PREEKLAMPSİ HASTALIĞI RİSKİ EN AZ YÜZDE 50″-

BBC’nin yansıttığı araştırmada, astım hastası olan hamile kadınların bebeğinin kilosunun astım olmayanlara göre ortalama 93 gram daha az olduğu belirtilerek, astım hastalığının, nedeni bilinmeyen tansiyon yükselmesine, idrarla protein kaybına, aşırı kilo alımına ve ödem oluşmasına yol açan preeklampsi hastalığının normalde yüzde 5 olan görülme riskini en az yüzde 50’ye yükseldiğine dikkat çekiliyor.

Ayrıca, astımlı hamilerin erken doğun riskinin de yüzde 25 arttığı belirtilen araştırmanın liderlerinden Avustralya Newcastle Üniversitesi Astım ve Solunum Hastalıkları Merkezi ve Hunter Sağlık Araştırmaları Enstitüsü’nden Peter Gibson, astımın etkilediği bazı komplikasyonların en aza indirilebileceğini ve astım hastası hamile kadınların düzenli olarak kontrole gitmelerinin çok önemli olduğunu vurguluyor.

İngiltere Astım Araştırmaları Müdür Yardımcısı Leanne Metcalf da, aynı zamanda bütün annelerin sağlıklı ve dengeli beslenmelerinin ve hamilelik süresince sigara içmemelerinin beklerin sağlıklı olma ihtimalini en yüksek düzeye çıkardığına dikkat çekiyor.

ALTIN ÇİLEK ZAYIFLAMAK İSTEYENLERE BİRE BİR ETKİLİ BİR FORMÜL

28 Nisan 2011 Yazan  
Kategori Sağlık

Altın Çilek meyvesinin faydaları tüm dünyada bilinmekte ve yakından takip edilmektedir. Bu faydalar, kolay ve herkezin kullanabilmesi için kapsül haline getirilmiştir.

Altın Çilek, bilinen bitkiler arasında lif oranı yüksek olan bitkilerden biri olarak bilinmektedir.

Altın Çilek Meyvesi Kapsülü, kullanıcılarının bir bölümünde önemli ölçüde zayıflama etkisi göstermiş olsada, ancak kilo vermenin herkes için garanti edilemeyeceğini, kullanan kişilerin metabolizmasına göre etkisinin değişkenlik gösterdiğini, sağlıklı beslenme ve düzenli spor aktiviteleri ile başarı sağlanacağını unutmayınız.

Altın Çilek Kapsülü, sağlıklı beslenme süreci ile birlikte kullanıldığında, size yardımcı olacaktır.

Kasları değil, yağları hedef alan bir besin takviyesi olan altın çilek kapsülü, içerisinde yüksek oranda altın çilek özütü barındırır.

Altın Çilek güçlü bir antioksidan olma yönünden de size fayda sağlayacak bir bitkisel takviyedir. Ayrıca altın çilek kapsül risk altında olan kişilerde sağlıklı bir kilo kontrolüne yardımcı olur.

Altın Çilek, C,B1,B2,B3 vitaminleri içermekte, bu vitamin ve mineraller sayesinde kilo vermeye yardımcı olmaktadır. Sağlıklı beslenme ve düzenli spor aktiviteleri ile birlikte kullanıldığında etkisi görülmektedir.

İçeriği :

• Altın Çilek Özütü: Altın çilek meyvesinin özünü yüksek miktarda barındırır.
• Mısır Nişastası
• Antioksidan (E 464)
• Su
• Topaklanmayı Önleyici madde
• Bitkisel Kaynaklı Jelatin Kapsül: Tıbbi nişasta, içeriğinde bulunan bütün bu maddeleri birleştirme özelliğine sahiptir.
Altın çilek meyvesi özünde bulunan C, B1, B2, B3 vitaminleri ve karoten (karoten nedir ?) provitamini ile sağlığa faydalı bir meyvedir.

Altın Çilek kapsülü bir ilaç değildir. İçeriği tamamen doğal olup, bitkisel bir gıda takviyesidir.

Kullanımı :

• ALTIN ÇİLEK kutuları 60 adet kapsül içerir.
• Sabah ve akşam olmak üzere günde 2 kez kullanılmalıdır.
• Yemeklerden yaklaşık 1 saat önce bir miktar su ile alınmalıdır.
• Günde iki kez birer kapsül kullanılırsa yeterli olacaktır.

Altın Çilek

• Sindirim sistemini temizlemeye ve parazitlerin yok edilmesine yardımcı olur.
• Bilinen meyveler arasında lif oranı yüksek meyvelerden biridir.
• Yüksek oranda C vitamini içerir.
• Yüksek oranda antioksidan içerir.
• Metabolizmayı dengeye sokmaya ve yavaş çalışan metabolizmaların hızlanmasına yardımcı olur.
• İdrar söktürücü olarak yardımcı bir etkiye sahiptir.

Yan Etkisi :

İçerisinde bulunan bileşenlerine karşı alerjisi olanlarda alerjik reaksiyon olabilir. Bu durumlarda kullanmayı kesip doktorunuza danışınız.

Hamile ve Emzirmekte olan bayanlar kullanamaz. Damar tıkanıklığı ve ciddi kalp rahatsızlığı olan kişiler kullanmamalı veya kullanmadan önce doktoruna danışmalıdırlar.

« Önceki YazılarSonraki yazılar »